Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: Bursaihl.com İlkelerimiz
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 26 Mayıs 2012, 03:20:56


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İHL Ve Mahalle Baskısı  (Okunma Sayısı 123 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iRFaN
İrfan ERDEN (2000/11-A)

{ Vezir }
***

Puan : 306
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4.231


Ya olduğun gibi görün! Yada göründüğün gibi ol!


« : 06 Kasım 2008, 14:09:24 »



İmam-Hatip Liselerinin kuruluşlarının üzerinden 57 yıllık bir zaman dilimi geçmiştir. Bu zaman zarfında bu okullar milletimiz nazarında kendilerini ispat etmiş ve giderek artan oranda hüsnü kabul görmüştür. Ancak geride bırakılan bu yıllar kolaylıkla geçmemiş, ciddi birtakım sıkıntılar yaşanarak, badireler atlatılarak bugünlere gelinmiştir. Çünkü İHL´ler daha öğretime başladıkları ilk yıldan itibaren, kendilerini benimseyip destekleyen geniş bir halk kesimine rağmen, onları baskı ve kontrolü altında tutmak isteyen siyasi ve bürokrat kesiminden de muhalif grupla karşılaşmıştır. Son yıllarda kullanılan ifadeyle, -siyasi, bürokratik, yazılı basın ve görsel medya bağlamında- ciddi bir ‘mahalle baskısına’ maruz kalmıştır. Şöyle ki;

İmam-Hatip Okullarının ilk açılışında, uygulanacak ders programına müdahale edilerek yozlaştırılmak ve daha başlangıçta yanlış bir mecraya sokulmak istenmiş, Kur’an-ı Kerim’in Latin harfleriyle okutulması şartı konulmuştur. Çünkü dönemin bazı bürokrat ve siyasilerinin anlayışına göre Kur’an’ın aslî harfleriyle okutulması sakıncalı ve harf inkılâbına aykırı(!) idi. Gerçi bu isteğe, kısmen veya göstermelik de olsa İstanbul İmam-Hatip Okulu dışında pek uyulmamıştır ama bu bir vakıadır. Öte yandan, dönemin bazı bürokratlarının zihinlerinin arka planında, bu okullar vasıtasıyla faiz ve domuz eti gibi dinin kesin yasaklarına meşruiyet kazandırmak, bir başka ifadeyle dini kendi zihniyetlerine uydurma amacı da vardı.

Bu tür düşünce ve uygulamalardan hareket eden bazılarına göre; İmam-Hatip Okulları dönemin siyasi iradesince iyi niyetle değil, dini yozlaştırmak amacıyla açılmıştır. Ama şahsen biz, o dönemde bu tür zihniyete sahip siyaset adamları ve bürokratların da varlığını bilmek ve kabul etmekle birlikte okulları açan siyasi iradenin iyi niyetli olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu okulların açılışında imzası olan dönemin Milli Eğitim Bakanı rahmetli Tevfik İleri’nin İstanbul İmam-Hatip Okulunda yaptığı bir konuşmasında kullandığı; “Arkadaşlar, çok dikkatli olalım. Bu okulları doğmadan boğmak isteyenler var!” ifadesi bu düşüncemizi teyid etmektedir.

Kezâ; İlim Yayma Cemiyetinin kurucularından rahmetli Yusuf Türel’in, İmam-Hatip Liselerinin kuruluşunun 45. yılı vesilesiyle İstanbul’da düzenlenen törende yaptığı konuşmasında da bu düşüncemizi teyid eden bir açıklaması yer almıştır. Basına yansıyan açıklamasında Yusuf Türel şöyle demiştir: “Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri okul arkadaşımdı. Bir gün kendisini ziyaret ederek ‘İmam-Hatiplerin sayısının artırılmasını’ istedik. Dedi ki: “Beyler, siz ne diyorsunuz, mevcutların kapatılması için Türkiye’nin bütçesi kadar rüşvet teklif ediyorlar.”

Gerçekten de daha açıldıkları günden itibaren, İmam-Hatip Okullarını yok etmek veya hiç olmazsa programlarını yozlaştırarak kuruluş amacından saptırmak için gayret sarf edenler olmuştur. Günümüzde de aynı gayret ve çaba içerisinde olan kişi ve kesimler mevcuttur. Onlar amaçlarını gerçekleştirmek için okullar ve mezunları hakkında aslı esası olmayan ve hatta iftiraya varan iddialar ortaya atmışlardır. Bazı örnekler vermemiz gerekirse:

Daha okullar, 1958 yılında ilk mezunlarını verdiği yıldan başlayarak ‘mezunların kendi alanlarındaki görevlere yönelmedikleri’(!) iddiasında bulunmuşlardır. İddialarının doğru olduğunu ispat sadedinde ise; yine ilk mezunlardan itibaren yıllar boyu verilmiş olan toplam mezunlarla, iddiayı ortaya attıkları dönemde orta birinci sınıftan lise son sınıfa kadar mevcut öğrencilerin tamamını ‘mezun’(!) gibi göstermişlerdir. Arkasından da; “Bu kadar mezundan ancak %10’u Diyanet İşleri Başkanlığında görev almakta, %90’ı ise başka alanlara yönelmektedir” gibi ifadelerle bazı kesimlerin dikkatlerini bu noktaya çekmişlerdir. Mezunlardan bazılarının, Milli Eğitim Temel Kanununun kendilerine verdiği haktan yararlanarak İlâhiyat dışındaki fakültelerde öğrenim görme arzularını ise; ‘Bunlar devleti ele geçirmek istiyorlar’(!) şeklinde yorumlamışlardır.

Bir başka örnek verelim: Bilindiği gibi, İHL´ler 1997 yılına kadar 3+4=7 yıllık iki devreli okullar idi ve tek müdürlüğün yönetim ve denetiminde eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmekteydiler. Milli Eğitim İstatistiklerinde ise, orta kısımları bağımsız ortaokullar ve diğer bazı mesleki ve teknik liselerin orta kısımlarıyla birlikte ayrı bölümde, lise kısımları diğer ortaöğretim kurumlarıyla ayrı bölümde verilmekteydi. O yıllarda bu konuları gündemine alan bazı gazeteci ve yazarlar, istatistikte okulların gösteriliş biçimini dikkate almadan, İHL’nin orta kısımlarıyla lise kısımlarını sanki birbirinden ayrı okullarmış gibi değerlendirip, ikisini alt alta koyarak toplamak suretiyle okul sayısını mevcudun iki katı olarak gösterebilmişlerdir.

Kezâ; Milli Eğitim İstatistiklerinde İHL’nin orta kısımlarının verildiği bölümde; “öğretmen sayısının lise kısmındaki öğretmenlerle birlikte topluca gösterildiği” açıklaması yer almaktaydı. Buna rağmen bu okulların orta ve lise kısımlarında birlikte görev yapan öğretmen toplam sayısı ile -orta kısmındakine göre sayıca bir hayli az olan- lise kısım öğrencileri arasında orantı kurulup; ‘Başka okullarda bir öğretmene 12 ila 48 öğrenci düşerken İHL’de 7 öğrenci düşüyor.(!) Bu da gösteriyor ki İHL kayırılan okullardır’ gibi iddialarda bulunarak belli bazı kesimlere mesajlar vermişlerdir.

Kısaca, böylesine kurnazca bazı iddia ve ithamlarla etkili, yetkili biraz da bu okullara karşı soğuk davranan kesimler nezdinde İHL mahkûm edilmiştir.

Oysa, bu tür iddiaların ortaya atılmaya başlandığı yani daha İHO ilk mezunlarını verdiği yıllardan 1990’lı yıllara kadar mezunların tamamı veya büyük çoğunluğu ya mesleğe yönelmiş veya ilgili (dinî) yüksek öğretim kurumlarına girmişlerdir. 1990’lı yıllardan sonra da, diğer mesleki ve teknik lise mezunlarına oranla mesleğe ve ilgili yüksek öğretim kurumlarına yönelme oranları daha fazladır. Öte yandan İHL’nde bir öğretmene, 1993-1994’te 30, 1996-1997 öğretim yılında ise 37 öğrenci düşmekte idi.

Aslı esası olmayan bunca iddiaların arka planındaki fikir; ‘İHL’nin kapatılması, bu mümkün olmadığı takdirde hiç olmazsa yozlaştırılarak zayıf ve yetersiz elemanlar yetişmesi düşüncesi idi’ denilebilir. Bu tür düşünce sahiplerince ilk ve asıl maksatlarına ulaşılamayınca, ‘12 Mart’ (1971) döneminde olduğu gibi okulların öğretim süresine ve programlarına müdahale edilmiştir. 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri ihtilâli sonrasında da birtakım müdahaleler olmuş, yeni okulların açılmasının önüne set çekilmiştir.

Kuruluşlarından bugüne kadar İHL en büyük darbeyi ‘28 Şubat (1997) süreci’ veya ‘post-modern darbe’ olarak nitelendirilen olaylar sonucu almıştır. Bu dönemde önce orta kısımları kapatılmış, daha sonra da üniversiteye girişte ortaöğretim başarı puanları hesaplaması yapılırken uygulanan katsayı adaletsizliği ile okullar ciddi anlamda sarsıntıya uğratılmıştır. Ancak bu sıkıntı ve sarsıntının da yakın zamanda çözüme kavuşturulup adaletsizliğin giderileceğine inanıyoruz.

Siyasi, bürokratik, basın-yayın mensupları ile elit kesimden ortaya atılan iddia ve ithamlarla yapılan “mahalle baskısından” ayrı İHO öğrencileri zaman zaman halk kesiminden de ‘mahalle baskısına’ maruz kalabilmiştir. Şöyle ki; ilk açılış yıllarından itibaren -azınlıkta da olsa- halktan bazı kesimlerce bu okulların öğrenci ve mezunlarına karşı hep küçümseyici, aşağılayıcı tavırla bakılabilmiştir. Onlar; “Gidecek başka okul bulamadınız mı, ölü yıkayıcısı mı olacaksınız?..” gibi sözlerle öğrenciler üzerinde psikolojik ve sosyal baskı uygulamışlardır. Onların bu tür tavırları büyük çoğunluğu kırsal kesim ve yoksul aile çocukları olan İHO öğrencilerinin ruh halleri üzerinde olumsuz etki yapmış ve içlerine kapanmalarına sebep olmuştur. Herhangi bir yerde konuşması gerektiğinde el bağlayıp, boyun büküp; ‘Efendim, acizâne, bendeniz…” diyerek söze başlayıp, yutkunarak, kekeleyerek konuşmak durumunda kalmışlardır.

Buna rağmen aradan geçen yıllar zarfında bu okulların öğrenci ve mezunları, her tür baskıdan kurtularak kişiliğini bulmuş, kendilerine olan güven duygularını geliştirmiş ve her alanda var olduklarını ispat etmeyi başarmışlardır. Artık onlar, muhatabı karşısında boyun büküp, el bağlayarak; ‘Efendim acizâne’ diye değil, kendisine güvenerek, başı dik vaziyette konuşabilen ve iş yapabilen bir nesil haline gelmiştir. Önlerine çıkarılan her tür engeli aşarak, 1950’li yıllara gelinceye kadar adeta yok edilmiş olan toplumun dini hayatına yeniden canlılık kazandırmışlardır. Tek yönlü eğitim-öğretim sisteminin ihmal edilen manevi yönünü tamamlamışlardır. Dinî hizmetler alanındaki boşluğu doldurmuşlardır. Ortaya koydukları binlerce eserle (kitapla), onbinlerce makaleyle yıllardır ihmal edilen dinî / ilmî hayatımızı canlandırmışlardır. Çoğunluğunu bu okul mezunlarının oluşturduğu ve başını çektiği ilim heyeti ‘kolektif bir şaheser’ olarak nitelendirebileceğimiz İslâm Ansiklopedisini yayınlayarak dünya çapında bir başarıya imza atmışlardır. Onların bu başarıları sevenlerinin övüncü olup, güvenlerini kazanırken, sevmeyenlerinin kıskançlıklarını celbetmiştir.

Netice olarak deriz ki; İmam-Hatip Liseleri ilk kuruluş yıllarından bu yana milyonu aşan öğrencisi ve yüzbinlerce mezunuyla memleketimize ve milletimize maddi, manevi ve kültürel alanda çok büyük hizmetler vermiştir. Önlerine çıkarılan bütün engelleri aşarak her tür ‘mahalle baskısından’ kurtulmuş ve bugünlere gelmeyi başarmıştır. İnşallah katsayı adaletsizliğini/engelini de aşarak yeniden memlekete, millete ve tüm insanlığa hizmet yarışında daha bir istek ve iştiyakla çalışmaya devam edecektir.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öcal
Logged

MeRyEm_İHL
Kabirde ne hasır ne kilim, Sen dünyada oturmuş seyrediyorsun filim...

{ Beylerbeyi }
***

Puan : 100
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3.242


Dinin en güzel kuralı İSLAMDIR...


WWW
« Yanıtla #1 : 06 Kasım 2008, 14:44:14 »

 aro ka19
Logged
simurga

{ Ülâ }
***

Puan : 177
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2.828



« Yanıtla #2 : 06 Kasım 2008, 16:35:11 »

 aro
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: