|
S ü L h @ N
|
 |
« : 19 Kasım 2006, 12:05:21 » |
|
Geçen Ramazan ayında, bu sutunlarda çıkan, Mevlana ile ilgili iki bölümlük yazımı mutlaka okumuşsunuzdur. Yazının önemi, onun her devirde yaşayan insanlara verdiği mesajlar ile alakalıdır.
Önce kendisi ile ilgili şu bilgileri hatırlatalım; Mevlana’yı Mevlana yapan, muhteşem insan Şems-i Tebrizi’dir. Şayet Konya’da Mevlana türbesini ziyaret ettiyseniz belki dikkatinizi çekmiştir. Burası tıklım tıklım ziyaretçilerle dolup taşarken, Mevlâna nın hayatında bireyselliği oluşturan nedenleri kovan ve ona kabuğunu sonsuza dek yitirme halini kazandıran, arzulanan apayrı libasa büründüren bir İnsan yapan, hocası, Üstadı Şems’in kabri ise Mevlânanın türbesine çok yakın bir mesafede, az ziyaret edilen bir caminin içinde bulunmaktadır.
Mevlâna’nın Şems’e olan yönü sarsılmaz itimadı ve ona karşı duyduğu derin sevgi, varlığını bu noktalara getirmiştir. Mevlânaya bir gün sormuşlar ; “Aşk nedir” “Ben olda anla” diye yanıtlamış. Yine, Birgün; sonsuzluk yoldaşı Şems’i yana yakıla arayan Mevlâna’ya, muzibin biri seslenmiş: “Ben filan yerde Şems’i gördüm!” Büyük Mevlâna hemen kaftanını sırtından çıkarıp adama vermiş. Olayı seyredenler Mevlâna’yı uyarmışlar: “Efendim, bu adam sizi kandırıyor. Şems’i gördüğü filan yok! İnanmayın.” Dost hasretiyle ciğerleri kavrulan Mevlâna hüzünlü bir tebessümle şu cevabı vermiş: “Biliyorum, biliyorum! Ben kaftanımı ona yalanı için verdim. Eğer doğru söyleseydi, ona canımı verirdim.”
“Ben Kur’anın kölesi seçilmiş Muhammedin yolunun toprağıyım “ diyerek Hz.Resulûlaha olan hayranliğını dile getiren Mevlâna,mistik boyutun kalın kabuk kısımlarını kırmış, kozasından çıkarak vehimsiz bir insan olarak kendini Allah isminin aynasında görmüştür. O bu hali ile insanları irşad eden emsali az bulunan bir velidir..
Mevlana’yı bu boyutsal sıçramayı yaptıran sebeplerin başında, sevgi ve aşk gelmektdedir. Onun çekirdek aile yapısından, mekanik aile bağlarına uzanma, özgürleşmeyi daraltan bireysel hareket tarzının örneğin,alçalmayı,katılaşmayı,düşmanlığı, kini, garezi, ucuz kahramanlığı, kabuktan ibaret haline gelmiş oluşu, nefreti, kuşkuyu, hesaplaşmayı, tepişmeyi, evrenselliğe terk etmesi ve bunun yanında gelişen insan ilişkilerinin, örneğin, yeni başlangıçlar yapmayı, kırılmış kalpleri onarmayı, dertleşmeyi, anlamayı, anlatmayı, anlatmaya çalışmayı, düşünmeyi, yazmayı sürdürmeyi oluşturan yapay duygularını dahi, duygusal olmayan mekaniki ilişkilere bırakmasıdır.
O bu tür ilişkilerde kişiliğimizin terki görüntüsünü yansıtan bir fert oluyor. İşin en önemli yanı, zor gelen bu bağlardan kopmasını bizler beceremezken. medeniyet içinde yüzen batı dünyası daha kolay uyguluyor. Dikkat ederseniz mekanik yaşam biçimi Onlarad bir yaşam tarzı olarak segileniyor.
“Gerçek zenginlik bu mu?” “Mevlana’nın çabası bumudur.?” diye akla gelen sorulara sanırım, Hz Resûlullah’ın şu sözleri yeterlidir. “Dost isteseydim Hz.Ebûbekiri seçerdim. Ancak Allah bana yeter.”
Hz.Muhammed burada dostluğun göreceli olduğunu bireye sadece Mutlak yaratıcının gerekli ve yeterli olduğunu anlatmak istiyor.
Bu yazım “mistizmin özel insanlarına” dönük yaşamaya çalışan insanlara bir şeyler anlatmak istiyorsa da, arzum, belki beni kınayabilirsiniz ama tüm insanlığın Mevlâna nın yolundan yürümesidir..
Mevlânayı bu hedefe getiren etmenlerin başında sevgi faktörü gelmektedir.Sevgi bireyselliğe dönük değerlerin gereksiz kılınmasını temin eder. Ancak Sevgi amaç değil, araçtır Ancak yerinde kullanıldığında amaca ulaştıran en önemli basamaktır diyebiliriz. Öze ulaşan yolda belki işin başı ama bu böyledir. Onun bu noktayı anlatacak, ışık tutacak güzel bir sözü var, “At ve üzengi, deniz kıyısına kadar gider.Ondan sonra tahtadan bir at gerek“
Globalleşen dünya bugün -belki farkında olmadan- mekanikleşmeye doğru gidiyor. Bizler birbirimizi sevsek de, sevmesek de veya beğensek de beğenmesek de gerçek olan duyguların değişimesi gerektiğidir. Hiç olmazsa sevgiyle bu değişime ulaşalım
Mevlâna’nın attığı adımları dikkatle izleyelim. Onun ve emsallerinin felsefesi gerçek yaşamın ta kendisidir.
|