|
S ü L h @ N
|
 |
« : 12 Kasım 2006, 22:05:06 » |
|
Genel kurmayın kapatmaya çalıştığı siteden alıntı Jandarma binbaşı Şemdinli olayını anlatıyor
Güneydoğu’da canını hiçe sayarak çarpışan binlerce vatan evladından birisiyim. Nice silah arkadaşım kucağımda taşırken şehit oldu. Nice subay ve astsubayı çatışma sonrasında helikoptere iki parça olarak bindirdik. Bunları koltuklarda oturarak yazıp okumak kolay gelebilir ama yaşaması hiç de kolay değil.
Yıllardır bu bölgede görev yapıyorum. Harbiye’yi bitirdiğimde duyduğum en taze hislerle vatanıma hizmet etmekten geri durmadım. Komutanlarımın da en az benim kadar vatansever olduğundan hiç şüphem olmamıştı fakat rütbem ve bölgedeki tecrübem arttıkça bazı şeylerin yanlış gittiğini anlamaya başladım.
Bu yanlışlıktan kastım, Türk devletinin Doğu politikası ile ilgili değil. Neticede ben bir askerim ve siyasi yaklaşımlarla ilişkim yok. Ülkemizin birliğini, vatan topraklarının bölünmezliğini ve milletimizin topyekün huzurunu korumak ben ve bütün silah arkadaşlarım için bir varlık sebebi. Bunları yazmamın sebebi, silah arkadaşlarımın beni vatan haini yerine koymaması ve bölücülerin de davalarında haklı olduklarını sanmamaları içindir. Bir kere daha ifade ediyorum ki bu topraklar herbirimizin kanı ile ıslanmadıkça bölücülere yar olmayacak.
Kastettiğim yanlışlık, bazı komutanlarımızın Doğu bölgesine bakış ve ceset sayısına dayanan çıkarcı yaklaşımları ile ilgili. Aslında, Doğu’dan bütün Türkiye’ye uzanan bir stratejik yaklaşım demek daha doğru. Şemdinli’de tesadüfen ortaya çıkan suçüstü yakalanma olayı, buzdağının küçük bir parçası. Şemdinli’nin önemi, açıkça ortaya çıkan bir ilk olmasında.
Olayın Jandarma tarafından planlanıp uygulandığı, halk tarafından yakalanan kişilerin Jandarma teşkilatında çalıştıkları herkes tarafından zaten biliniyor. Ne kadar saklanmaya ve örtülmeye çalışılsa da bu basit gerçek biliniyor. Fakat asıl gerçek, bazı devlet görevlilerinin bir PKK yanlısının dükkanını bombalaması kadar basit değil. Keşke öyle olsaydı.
Bana bu mektubu yazdıran asıl gerçeği biraz sonra ayrıntılarıyla anlatacağım. Önce jandarmanın Şemdinli’de bir kitapçıyı bombalaması basit gerçeğine değineceğim.
Ben de bölgede buna yakın operasyonlarda bulundum. Gece dağda çatışırken, en yakın arkadaşınızı vuran adamı, gündüz şehir merkezinde sırıtarak kahve içerken görürseniz ne yaparsınız? Tutuklayıp sorgulasanız, o gece evinden dışarı adım atmadığına dair onlarca şahit getireceğinden şüpheniz olmasın. Hangi yasa, yarın başka bir arkadaşınızı daha öldüreceğinden emin olduğunuz bu adamı rahat bırakmayı size hazmettirebilir?
Şemdinli olayı gibi, yapıldığını inkar etmeyeceğim haksız infazlardan yana değilim. Fakat gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki hiç bir masumun ahını üzerimde taşımıyorum.
Şemdinli’deki olay bir PKK militanı ya da destekçisini ortadan kaldırmak ya da gözdağı vermek için değil, direk olarak halkı askere karşı kışkırtmak için planlanmış ve uygulanmıştır. En gergin dönemlerde bile güvenli kalmayı başaran bir bölgede son aylarda birden bire patlayan bombalar aynı planın dahilindedir.
Bir ana caddesi ve bir giriş çıkışı olan, jandarmanın her geçişte arabaları bazen koltuklarını sökene kadar kontrol ettiği ve halkın didik arandığı küçük bir ilçede, yaklaşık 200 kilo patlayıcıyı bir resmi görevliden başka kim jandarma binasının da bulunduğu meydan yerine taşıp patlatabilir. Umut kitabevi saldırısı öncesi içlerinde güvenlik güçleri de bulunan 23 kişinin yaralandığı, ilçenin savaş alanına döndüğü Kasım başında yaşanan bombalama olayı işte budur.
Bombanın Jandarma İlçe Komutanlığı’na yirmi metre yakınında patlatılmasıyla bu kez de asker halka karşı kışkırtmış ve başarılı da olmuştur. İçlerinde Şemdinli İl Jandarma Komutanı da bulunan bir çok subay ve astsubay kendisini intikama adamıştır.
Kendilerini vatana ve şehitlerin kanlarını yerde bırakmamaya adayan bu yiğit askerler ne yazık ki hangi kirli oyunun parçası olduklarının farkında değil.
Baştan beri söyleyegeldiğim provoke eylemlerin gerçek hedefini, bu kirli oyunun önce elemanlarını sonra da uygulamalarını sıralayarak tek tek izah edeceğim.
İlk eleman, Şemdinli’deki provoke eylemlerin kilit adamı Astsubay Ali Kaya’dır. Namı diğer Mutkili Ali ismini bu bölgede bilmeyen yoktur. Ali Kaya’yı çözen Şemdinli’yi de Hakkari merkezli bütün provoke eylemleri de çözmüş demektir. Fakat atomu parçalamak Ali Kaya’yı çözmekten daha kolaydır. Yakın arkadaşları, belirli üstlerine bir köpek kadar sadık olan bu sıkı operasyoncu için şunu söyler: On bin volt elektirik de verseniz Ali konuşmaz.
Mutkili Ali bir astsubay olmakla birlikte bölgedeki neredeyse bütün subaylardan daha itibarlıdır ve Hakkari Jandarma İl Komutanı Erhan Kubat’a direk bağlıdır. Kaya, planlanan eylemleri uygulamada Kubat’a karşı sorumu olmakla birlikte Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Selahattin Uğurlu ve Jandarma Genel Komutanlığı’na direk rapor verme sorumluluğu da taşımaktadır.
Kaya’nın olay günü arabada kaybolan ve bazı sayfalarının fotokopisi elden ele dolaşan ajandasındaki talimatlarda eylem yerleri ve eylem sonrası gelişmeler hakkında bilgiler yanında gelişmelerin üstlere düzenli olarak bildirilmesi notu da dikkat çekiyor. Kaya’nın kayıp ajandasına ulaşmak için neler yaptığını hepimiz biliyoruz.
Uzun süredir Doğu bölgesinde çalışan, bölgenin demoğratif yapısına ve Kürtçeye hakim olan Mutkili Alinin sorgulama teknikleri ve pek çok PKK militanını itirafçı yaptığı yaygın bir efsanedir. Aynı zamanda bazı sahte belgeler düzenleyerek Kürt zenginlerinden yüklü müktarda paralar kopardığı söylentileri de vardır. Pek çok varlıklı Kürtün, kendilerine PKK’ya yardım ettiğini gösteren sahte belgeler gösterilerek haklarında soruşturma ve tutuklama yapılacağı tehtidini aldıkları için istenen parayı ödedikleri halk arasında konuşulmaktadır.
Kaya ve yakın akrabalarının yurt içi ve yurt dışı banka hesaplarına bakılır, hisse senetleri, menkul ve gayri menkul malları incelenirse herkesi şaşırtan sonuçlar çıkabilir. Bankalar arası havalelerin kimler arasında yapıldığı da araştırılırsa sürpriz isimlere de ulaşılabilir.
Kamuoyuna PKK’nın kabusu olarak tanıtılan Mutkili Ali’nin yakin akrabalarına bakınca kime ne kadar düşman olabileceğini görmek mümkün. Kaya’nın dayısı Abeydullah Mutlu HEP Bitlis teşkilat kurucusu. Halasının oğlu İbrahim Tepe 1997 yılında Bursa Karacabey HADEP ilçe teşkilat başkanlığına seçilmiş. Diğer hala oğlu Nazif Tepe de HADEP Bitlis teşkilat üyeliği yapmış. Tepe, Bitlis ve ilçelerini mahalle mahalle gezerek oyların HADEP’e verilmesi için propaganda yapmış. Ali Kaya’nın yakınlarından Mükrime Tepe Abdullah Öcalan’ın avukatlığını üstlenenlerden biri. Kardeşi Ayşe Tepe de PKK militanı olarak tutuklanmış.
Yakın akrabalarından bahsedince Mutkili Ali’nin çok az kişinin bildiği bazı bir özelliği akla geliyor. Ali KAYA’nın büyükbabasının adı Alo, büyükninesinin adı da Kutidir. Halasının kocası Toti Yay’dır. Totinin babası Bişi ve annesi de Fetro’dur. Halalarından Habo Kaya’nın kayınvalidesi Kötki ve Fari çiftinin kızı Zerif Tandoğan’dır.
İsimlerden de anlaşılacağı gibi Ali Kaya’nın ailesinin bir yanı Bitlis kaynaklı Ermeni kökenli vatandaşlarımızdan geliyor. Bu bilgileri aktaran arkadaşım, sözde Ermeni soykırımı meselesi her geçtiğinde Kayanın renginin atmasında şüphelenerek nüfus kayıtlarını araştırmış ve bu kayıtları bulmuş. Başka pek çok Ermeni ismi daha var gördüğüm resmi nüfus belgelerinde. Ailesinin diğer yanı hakkında ileride bazı işaretler bulacaksınız.
Arkadaşım, nüfus kaydı bilgilerini Kaya ile direk çalışan bir iki komutanla paylaşmışsa da sadece fırça yemekle kalmış ama yine de peşini bırakmamış.
Kaya hakkındaki şu bilgiyi de aynı arkadaşımdan öğrendim. Ali Kaya’nın gerçek ismi 1994 yılına kadar Hacı imiş ama bir komutanının bu isimden hoşlanmaması üzerine konjöktöre ve paşanın isteğine çok uygun bir isimle değiştirerek Hacı Kaya’lıktan Ali Kaya’lığa geçmiş.
Son ikisi hariç Kaya hakkında bütün bu yazdıklarım çoğu subay ve astsubay tarafından biliniyor. Halk arasında da konuşuluyor ancak bazı şeylerin abartıldığı da bir gerçek. Kaya soruşturma kapsamında tutulabilirse, yetkili kişilerinin az bir gayretle daha fazla belge ve bilgiye ulaşacağından şüphem yok. Bilgi verenlerin saklı tutulacağı güvenli bir ortam yaratılırsa pek çok meslektaşımın yardıma hazır olduğunu biliyorum.
İkinci eleman, Hakkari Jandarma İl Komutanı Erhan Kubat, “Hakkari ve Şemdinli’deki provoke eylemlerin beynidir. Olay günü yakalan araç ve içindekileri görevlendirme emrinin altındaki imza ona aittir. Daha önce birlikte çalıştıkları, daha sonra ordudan ayrılarak avukatlık yapmaya başlayan Emekli Yarbay Mehmet Göçmen’i iki astsubayını savunmak için davet eden kişi de odur. Kubat içine sıkıştığı durumu en iyi anlayacak kişiyi çağırmıştır. Göçmen’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde süren 1992’deki köy yakma davası kamuoyuna yansıyan tek eylemidir.
Hakkari, Yüksekova ve Şemdinli bölgesinde çıkan olaylar ve ölümlerle ilgili bir çizelge çıkarılsa, Kubat öncesi ve sonrasındaki fark dramatik şekilde ortaya çıkacaktır. Evet Kubat kendisinden beklenen görevi yerine getirmekte başarılı olmuştur. Kubat; rütbe, sicil ve maddi çıkar ilişkilerinin de ötesinde bir bağla Selahattin Uğurlu’ya tapma noktasindadir.
Yukarıya uzanan diğer elemanlar ve provoke eylemleri bir sonraki mektubumda açıklayacağım.
Jandarma Binbaşı K.
|