Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: www.bursaihl.com a ReKLaM verebilirsiniz...
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 25 Mayıs 2012, 20:07:37


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cami ışıklarına bakan çocuk... (Ahmet ALTAN anlatıyor)  (Okunma Sayısı 256 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
S ü L h @ N
[ Kaymakam ]
****

Puan : 55
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.098



« : 04 Kasım 2006, 02:35:31 »

çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık
hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, `yanağımı cama yapıştırıp
evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanı haber veren
ışıkların yansımasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber
verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir
çocuğu anlatabilir misin' demişti.
yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır
hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı
bulamadım ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.
babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı
ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anılarıda da eklendi.
evimizin hemen karþýsýndaki küçük cami.
ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih
namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de
göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla
ezberlediğim biçimde söylediğim `allah umme salli ala’nın muhteşem
melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coþku, namaz çýkýþýnda
hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...
sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası
yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece
ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmýþ ekmek kızartmaları demli
çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir
kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.
Allah’ı çok sevmiştim. ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm. doðrusu ya ondan pek korkmazdım. ama beni sevmesini isterdim.
ilk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün
korkunçluğuyla anlattığında dehşete düþmüþtüm, benim teravih
namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın
anlattýklarý hiç birbirine benzemiyordu.
o, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı,
benim çocuk aklımın kavramayacağı çok ürkütücü bir güçten
bahsediyordu.biz dede-torun değildik. beni sevmiyordu.
kötü bir þey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak,
bana acılar çektirecekti. ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateþlerin içine atmak istiyordu.
çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatýrlýyorum.
bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.
din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk
yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes
bana yaramazlık yaptım diye kýzdýðýnda kendisine sığındığım yakınımı benden koparmıştı. sonra büyüdüm.
inanmanın huzurundan aklın huzursuzlusuna geçtim.
o çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç
tutmadım, dua etmedim, namaz kýlmadým.
lise yıllarımda karşımdakinin İnançlarına hiç aldırmaz, herkesin
korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diðer çocuklarla
kıyaslamaya tartışırdım, onlar tanrý'nýn varlığını kanıtmaya
çalışırlardı ben yokluğunu.
küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de
inanmamayı o kadar sevdim.
başkaldırmanın müthiŞ cazibesine kapılmıştım
hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her
acı doğrudan tenime yapışıyordu, o acıları taşımakta  ilahi bir güç
bana yardımcı olmuyordu.
yirmili yaşlarımda ankara'da bir iþçi kooperatifinde karýmla
birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan
bir `İnançlı insanlar' grubuyla karşılaşmamıştık.
gerçekten çok hoþ insanlardı, yumuşaklar hoşgörülülerdi, benim
gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı
aralarından bir tanesi eski bir kabadayıdý, iriyarı, güçlü kuvvetli
bir adamdı, epey kavgaya karışmayıp, günahın her türlüsüne batıp
çıkmıştı, sonra `İnancı' bulmuştu.
beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince `ahmet, kardeşim' diye
başlardı lafa, beni `doğru yola' getirmek için uğraşırdı.
dini korkuyla deðil sevgiyle anlatýrdý.
zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım
hamileydi, beþ kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında
düzeltmen olarak çalýþýyor, kazandýðým paranýn çoðunu kiraya veriyordum.
o sırada hayatımdaki en iyi þey o dindar insanlardý.
dindarları sevdim.
inançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.
bana çocukluğumu, teravih namazlarýný, sahurları, iftar sofralarýný,
huzuru hatıırlatıyorlardı.
öfkeli deðillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye
korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, İnançlarıyla
böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.
onlara saygý göstermeyi öğrendim.
kendi inançızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.
zor günlerde bir `inançsıza' bağışladıkları  dostluğu hiç unutmadım.
din hakkında düşünmeye baþladým, `din bir afyondur' ezberinden `din
nedir' sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatýnda dinin
yerini merak ettim.
gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösteriþli bir rozet gibi
yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.
içinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi
karanlık bir yok oluşla varlýklarý sona eren insanların gelişiminde,
yaþama gücü buluþunda, ahlaký yaratýþýnda, vahþetini sýnýrlayýþýnda
dinin çok önemli kültürel bir deðer olduðunu fark ettim.
dindar olmadım, İnançlı olmadım.
hálá da deðilim. hiçbir zaman da olmayacaðým herhalde.
ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.
tanrı’yla ilişkim ise anlatýlmasý çok zor çelişkilerle dolu.
varlığınaa inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşalanıyorum,
annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi `ona' emanet
ediyorum. artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlýk yapmýþ küçük bir
çocuk gibi ona sýðýnýp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.
din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca
dayalı `ilişkim' þimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına
yeryüzünde cehennemi Yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanlar,
onun adına benim gibi `inançsızlara' öfkelenenleri, onun adını
sadece insanları korkutmak için kullananları `onunla' arama
sokmuyorum. tanrı’dan bir beklentim yok.
ona duyduğum sevginin, eðer o varsa, bir beklentiden ya da bir
korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.
günahkar olduðumu da, babasýnýn sevgisine sýðýnan biraz şımarık bir
evlat gibi bu günahları islemeye devam edeceğimi de.
din adýna dehşet salanlar ne derlerse desinler, baþkalarý için
kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine İnancım tam, benim tanrım
her þeyden önce `baþkalarý için kötülük düşündün mü' diye soracak
bir tanrı.
baþkalarý için kötülük düşünmezsem, onun varlýðýna inanmasam bile
beni affedeceðini sanýyorum.
Affetmezse de gücenmeyeceğim.
çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarýnýn

huzurunu hiç unutmadım.
bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.
o huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle
bozmazlar. ben bir daha o huzuru bulamayacağım.
ama, `yanağını dışarının sogunu hissederek cama dayayıp, evin
çaprazındaki caminin ışıklaının yanmasını bekleyen' çocuğu
anlatmayı hep deneyeceğim.sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim."
 
Ahmet ALTAN
Logged


                             ÖLüM SoN DeĞiL DaHa MaHKeMe VaR..
fatma seyhan

{ Ülâ }
***

Puan : 94
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2.140



« Yanıtla #1 : 04 Kasım 2006, 05:10:44 »

ılgınc ama bıraz ınat var gıbı geldı bana  hocaların yanlıs tutumu yuzunden dınden sogudugunu ıfade etmesı hocanın hatası olabılır ama bu nasıl psıkolojıymıskı bı daha duzelememıs anlayamadım
bırazda ınsanın ıcınden gelecek bazı seyler
bu bır gazetecı yazar herseyı arastırıyor dogru durust anlatan dın adamlarını da arayıp bulabılır bı de onlardan dınleyebılırdı
kotu ornek olan hoca da bahanesı olmus
ne dıyelım allah ıslah etsın
Logged

EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN


Namelerin yerine bugün sala sesi var,
Söyleyin aşıklara aşkın cenazesi var...
~acohsny~

[ Sancak Beyi ]
***

Puan : 72
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.968



WWW
« Yanıtla #2 : 04 Kasım 2006, 05:18:47 »

Fatma hanım Allah ıslan etsin demeyelimde ona Rabbim hidayete erdirsin dersek daha güzel olur.

Aslında yazısında da görüldüğü gibi içinde korku var ama nefsine galip gelemiyor gibime geldi...

Ama şuda varki bir çok Din dersi hocası dini bilgiden epey yoksun insanlar...ilk önce islamın güzelliğini anlatmış olsaydı belki bu durumda olmayabilirdi tabi yine en doğrusunu Rabbim bilir.
Gözlemin şudur bu yazıda Ahmet Altan da hala inanç var ama bunu yansıtmak istemiyor veya yapamıyor çevresi çalıştığı ortam bunların hepsi birer etkendir...
Logged

fatma seyhan

{ Ülâ }
***

Puan : 94
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2.140



« Yanıtla #3 : 04 Kasım 2006, 05:30:29 »

haklı olabılırsınız ben bu kısıyı sahsen tanımam sadece bu yazısından boyle anladım saygılar
Logged

EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN


Namelerin yerine bugün sala sesi var,
Söyleyin aşıklara aşkın cenazesi var...
S ü L h @ N
[ Kaymakam ]
****

Puan : 55
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.098



« Yanıtla #4 : 03 Kasım 2006, 21:24:01 »

"Ey Muhammed de ki: Ey insanlar, size Rabbiniz tarafından bir hak geldi. Kim doğru yola girerse, kendi lehine doğru yola girmiş olur. Kim de saparsa, kendi aleyhine sapmış olur. Ben üzerinize vekil değilim." (Yûnus, 10/108) "Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola sevk edecek, hiç bir kimse bulunmaz." (er-Ra'd, 13/33)

Rabbim Kendisi ve  cümlemize Hayırlısını versin
Logged


                             ÖLüM SoN DeĞiL DaHa MaHKeMe VaR..
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: