Abdullah Muradoğlu
“Tez tutup getirün mahalle baskusunu”

Develer tellal iken, pireler berber iken, bir ceridecibaşı varmış eski İstanbul içinde.. Öyle ya, her şeyin bir zevali var, gün gelmiş ceridecibaşının mahallesinin fiyakası bitmiiiş..
“Ağalar filan mahalle aldı başını gidiyor, bulun çare..” diye ağlaşmışlar..
Öbür mahallede katiplik yapmış birini bulmuşlar..
“Efendiler” demiş.. “Siz bilmezsiniz, bu mahallede tılsımlı bir türban vardır.. Kim takarsa, sizin mahalleden soğuyor. Ben diyeyim üç, siz deyin beş vakit sonra, türbansız nisa kalmayacak..”
Basmışlar manşeti:
“Bir vakit sonra türbansız nisa kalmayacak”
Bakmışlar değişen bir şey yok.. Güneş yine doğudan doğuyor, batıdan batıyor..
Bu sefer, mahalleyi tanıyan bir hocanın kapısını çalmışlar. İlk bakışta fındık fıstık çağrıştıran bir nisayı da katmışlar yanlarına..
Hocaefendi, “Merhum dedem bu mahallede bir baskı olduğunu söyler idi.. Malezya'dan da mı getirmişler ne? Ben görmedim gözümle, derler ki hala vardır” demiş.
“Sizce var mı peki?” diye araya girmiş hatun kişi.
“Vardır da diyemem, yoktur da diyemem” demiş Hocaefendi.
Ertesi gün sekiz sütuna beş manşet basmışlar cerideyi:
“Bu mahallede baskı yoktur diyemem”.
Ceridecibaşı da kendi köşe-i mahreminden “mahallenin saksısından, gına geldi baskısından” diye döktürüvermiş.. Sonra da vurmuş davula..
“Varın gidin, tutup getirin şu mahalle baskısını”
O oraya gitmiş, şu şuraya..
Arayıcının biri Sultanhamam'da çalmış bir dükkanın kapısını, “Mahalle baskısı arıyoruz, ama Malezya olacak”
“Yok ağam” demiş kalfa, “ Şimdi Çin baskısı revaçta, o da cumaya gelecek.”
“Ne Çin baskısı kalfa efendi?” diye araya girmiş arayıcı, merakla…
“Abi. Çinliler her bişeyi yapıyorlar.. Bakmayın siz ecüş becüş olduklarına.. Eyfel'in tıpkısını yapmış adamlar. Patron yemin billah anlattı.”
“İran baskısı fena değildi.. Isfahan basması, Şiraz'ı vardı.. Amerikalılar tercih ediyor. Biz satmıyoruz.”
“Size Tokat baskısı verelim, eskidir meskidir, sağlam maldır” diye devam etmiş Kalfaefendi..
Çırak atlamış, “Abi, o Tokat yazması, Tokat basmasıdır, yanlış olmasın” demiş.
“Olsun lan, ne fark eder. Baskıyı basmıyorlar mı? Sen geç bakiim tezgahın arkasına?” diye azarlamış çırağı kalfa. Eline bir bohça Tokat basması sarıp göndermişler arayıcıyı.
Bir başka arayıcı, “madem bu baskı eski zamanlardan kalmadır. Gidip şehrin en eski mahallesine göz atayım” diyerek Şehremini'ne postu atmış. Bakmış adamın biri çaputla paslı bir çapayı örtmeye çalışıyor..
“Usta, Ne bu?” demiş arayıcı..
Adam, “Baskı aletidir, Çapa gibidir ama baskısı iyidir.. Dura dura pas tuttu, komşular da değiştir artık şunu deyince, dayanamadım” demiş.
“Hımm” demiş Arayıcı.. “Buldum, buldum” diye çenileyerekten kapıvermiş çapayı…
Akşam olmuş, Ceridecibaşı toplamış arayıcıları..
“Sen anlat” demiş..
“Malezya kalmamış, Çin Baskısı revaçtaymış, o da cumaya gelecekmiş efendim” diye şakırdamış arayıcı.
“Ne Çin baskısı evladım” deyince, arayıcı “Adamlar Eyfel'in taklidini bile yapmışlar efendim” diye ulayıvermiş. “Elim boş dönmedim, Tokat basması getirdim” diyerek döküvermiş bohçayı masaya..
Ceridecibaşı, “Ya sen yavrum” diye seslenmiş öbürüne..
O da vurmuş çapayı masaya..
“Bunu buldum efendim..”
“Ee idare edicez” demiş Ceridecibaşı çarnaçar..
Ertesi gün manşet:
“Aha size mahalle baskısı, hem de çapalısından”
* * *
Derler ki, o ceridecibaşı piri fani olmuş da hala arar dururmuş mahalle baskısını..