bence en güzel cevabı aşağıdaki amca vermiştir. denecek çok şey olmasına rağmen herşey bu kadar açıkken hala demokrasiyi savunuyor olmaları. Ülkemizi çıkılmaz bir kaosun içine sürükleyerek Atatürkcü olduklarını sanıyorlar. dönüp kendilerine baksalar aslında ne kadar komik olduklarını görecekler. Rabbim akıl fikir versin
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=543005[Yorum - Peter Preston] Laiklerin derdi, imtiyazlarını kaybetme korkusu
Ankara'nın, durağan Avrupa Birliği kulübüne davet edilmesi herkesin çıkarınadır. Türkiye'nin başbakanı, tahkir eder bir şekilde soruyor: "Orada kaç Fransız var?"
Kısaca, Erdoğan, Sarkozy'den, Brüksel'in uzlaşmazlığından, 40 yıldır sürdürülen diplomatik çabaların solup gitmesinden bıkkınlığını dile getiriyor. Uğraşmak zorunda kalınan iki Türkiye hayaleti olduğu varsayılıyor. Boğaz'ın bu tarafında, sokakları dolduran milyonlarıyla laik Türkiye, yani Avrupalı Türkiye ve diğer tarafta başörtüsünün ve camilerin hakimiyetindeki Küçük Asya, yani Müslüman Türkiye. 17,5 milyon nüfusu ile her geçen gün büyüyen kozmopolit bir metropol İstanbul ve diğer yanda bir başka sert kışa hazırlık için patates stoklayan demokratik Türkiye. Ve tabii ki, bir telefon kadar uzaktaki genelkurmay başkanının örtülü bir tehdit savurduğu asker Türkiye. Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan bu laik rotada mücadele ederken bir yandan da en iyi savunma yolu olarak saldırıları bağrına basmak zorunda.
Fransız seçimleri kimse için cazip değildi. 2014 yılına kadar Türkiye'nin üyeliği ihtimali sallantılı bir hayale dönüştü. Rum Kesimi'nin oynadığı parçalayıcı rol nedeniyle Kıbrıs'ta nihai çözüm yerini uzun bir krize bıraktı. Irak Savaşı nedeniyle Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ABD'nin istekliliği bir artı oluşturmaktan ziyade eksiye dönüştü. Başlarda sıcak görünen İngiltere gibiler ise soylu homurtulara hapsolmuş görünüyor.
75 milyon Türk'ün Polonyalı, Litvanyalı, Estonyalı, Romanyalı ve Bulgaristanlılarla bütünleşmesi neden Daily Mail'in göçmen alarm listesinde yer alsın ki? 11 Eylül'den sonra Truva atının daha büyük İslamcı bir versiyonunun hayal edilmesi mi mesele? Yaşlı Avrupa söz vermiş ve iyi niyetle müzakerelere başlamış olabilir; ancak daha yaşlı Avrupa bunu nasıl yavaşlatacağını iyi bildi. Aylardır açık olarak görülen bir şeyden dolayı kim üzülecek? Türkiye'nin dışarıdan bakmasını sağlayarak onu cezalandırmak mı çözüm? Kendimizi kandırmayalım. Ankara'nın iyice durağanlaşan kulübümüze katılmasını memnuniyetle karşılamamız şart ve bu, her zamankinden daha güçlü bir gereklilik. Erdoğan, 'medeniyetler ittifakını' başlatarak ve 'özgürlüğünü bölücü, dışlayıcı olmadığını' söyleyerek büyük bir adım attı bile. Gazeteciler, profesörler ve geri kalanlar bu meseleleri tartışırken içe dönüklük İstanbul'da değişmez bir faktör. Cumhurbaşkanının karısı başörtüsü takmalı mıymış? Atatürk 20 yy'ın Thomas Jefferson'u muymuş? İslamcılar üzerindeki etkiyi kıracak genel seçimleri kim kazanacakmış? İşte bunlar, Türk elitinin kendisini hapsettiği kısır çekişmeler.
Öyleyse geri adım atın. Haritaya bakın ve Türkiye'nin üç güney komşusunu görün: Suriye, İran ve Irak. Bu, kendini tanımlamaya çalışan bir ulusun merkezi. Kötülüğe teşvik, laikliği ve Batı aydınlanmasını aynı teknede batırmaktır; böylece fakir ve kırsal kesimi Erdoğan'ın AKP'siyle bırakacaktır. Batı, Doğu'ya karşı, eğitimliler cahillere karşı: Bu anlamsız ve yüzeysel bir çatışma. Aynı zamanda da saçma. Geçen hafta, İzmir'deki laik gösteriler Brüksel'e AB'nin kapılarının açılması çağrısında bulunmuyordu. Aksine, sloganları ulusalcıydı ve Avrupa tarafından geri çevrilecek bir Türkiye'de yerlerinden edilmekten korkuyorlardı. Üyelik kampanyasını başlatan, Erdoğan ve onun Müslüman destekçileriydi. Kıbrıs'ta uzlaşı öneren yine onlardı, şimdi bir yere gitmeyecek olanlar da onlar. Seçimden sonra yine iktidar olacaklar, muhtemelen. AKP, bundan sonrasında bunu başarabilmek için yeterli ekonomik başarı gösterdi ve kendini güvende hissediyor. Ancak, AB olmadan bir yol haritası, daha fazla değişim için istek yok. Türkiye, kavşakta bir ülke. Tahran, Bağdat'taki kaos çok uzak değil. Tırmanan milliyetçilik, kötüleşen bağlar ve tutkular ülkeyi daha kırılgan yapıyor. Türkiye, Avrupa'ya yakın değilse nereye yakın? Kapı tutucular izin vermezse bu ülkeye ne olacak? Küçük Asya, belki Paris'ten 2 bin kilometre uzakta; ancak bağlar çok güçlü. Sadece bir Türkiye vardır; o da modern kimlik için mücadele eden Türkiye. Ancak, bunun aksine sözlerini tutmayan, kendi çıkarlarını düşünen ikiyüzlü bir Avrupa var Türkiye'nin karşısında. (The Guardian, 21 Mayıs 2007)
PETER PRESTON