Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: 30 Gönüllü Hatim Programı Başlıyor
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 25 Mayıs 2012, 09:53:50


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atatürk’ün Mezarında bir Gürültü Duyuluyor  (Okunma Sayısı 271 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
S ü L h @ N
[ Kaymakam ]
****

Puan : 55
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.098



« : 20 Mayıs 2007, 14:45:36 »

New York Times: Atatürk’ün Mezarında bir Gürültü Duyuluyor
      AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının Türkiye için bir "dönüm noktası" olduğu belirtildi. New York Times gazetesi, "Atatürk’ün Mezarında bir Gürültü Duyuluyor" başlıklı haberinde 2002 seçimlerinin bir "dönüm noktası"nı oluşturduğunu belirterek seçmenlerin "laik partilerin yolsuzlukları ve becerisizliğine" karşı ayağa kalktıklarını öne sürdü.
      New York Times gazetesi, Sabrina Tavernise imzası ve "Atatürk’ün Mezarında bir Gürültü Duyuluyor" başlığı ile yayınladığı haberinde Atatürk’ün devrimlerine dikkat çekildikten sonra Türkiye’nin, kabul edilmesi halinde Avrupa’ya katılma yolunda olduğunu, bunun da Atatürk’ün hayalinin gerçekleşmesi anlamına geleceğini kaydetti. Ancak Türkiye’yi AB’ye doğru ilerlemesini sağlayanların, İslam’a değer veren bir grup politikacı olduğunu belirten gazete, bunu "tarihin bir ironisi" olarak nitelendirdi. Atatürk’ün, yeni Türk devletinin modelinin Avrupa ve Batı’nın devletleri arasında bulunduğuna inandığını kaydeden gazete, Atatürk’ün hayatını yazan Andrew Mango’nun Atatürk’ün, "dini sosyal bir olgu olarak kabul ettiğini ancak bunun için zamanı olmadığı" değerlendirmesine de yer verdi.
      Atatürk’ün, "radikal laik" reformları gerçekleştirdiğini kaydeden gazete, aynı dönemde bunun başka örneklerinin bulunduğunu belirterek Meksika ve Rusya’daki devrimlerde de modernizasyon ve laiklik kavramlarının taşıdığı öneme dikkat çekti. Gazete, İran’da Şah’ın da Atatürk’ün yaklaşımını tam olarak benimsediğini kaydetti.
      New York Times, Atatürk’ün kurduğu sistemin oturduğunu, Türkiye’yi ekonomik ve sosyal gelişmesi açısından Avrupa’nın düzeyine çıkarttığını belirtti. Ancak zamanla Avrupa’nın, demokrasi, hoşgörü ve insan haklarına ağırlık koyarak modernite fikirlerini yeniden tanımlarken Türkiye’nin liderlerinin katı ve bazen baskıcı bir yönetimi sürdürdüğünü, askerlerin de Atatürk’ün mirasının başlıca korucuları olmaya devam ettiğini yazdı.

     
     SEÇMENLER LAİK PARTİLERE KARŞI AYAĞA KALKTI
      2002 yılındaki seçimleri "dönüm noktası" olarak nitelendiren gazete, seçmenlerin "laik partilerin yolsuzlukları ve becerisizliğine" karşı ayağa kalkarak AKP’yi seçtiklerini öne sürdü.
      AKP’nin belediyelerin yönetiminde demokrasi kurallarına uyum sağlayabileceğini kanıtladığını savunan gazete, AKP’nin iktidara geldikten sonra Türk siyasi sürece daha çok kişinin katılmasının sağlandığını, AB üyeliğini başlıca hedefi haline getirildiğini belirtti. Gazete, AKP’nin attığı adımları sıralarken "idam cezasını kaldırdığıönı da yazması dikkat çekti.

     
     LAİK PARTİLER İKTİDARDA KALSA AB MÜZAKERELERİ BAŞLAMAZDI
      NYT, ancak "İslamcı kökleri olan bir partiönin Türkiye’yi nereye götüreceğine ilişkin kaygıların sürdüğünü belirtirken "binlerce Türköün son ayda göstericiler yaptığını kaydetti.
      Buna karşın, yabancı uzman ve yetkililerin, Türkiye’nin yeni liderlerinin, AB’nin içine almak isteyeceği dinamik ve çoğulcu bir topluma olan bağlılıklarının sürdüğüne inandığını kaydeden gazete, bu çerçevede Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendikj’in "Eğer laik partiler iktidarda kalsaydı, AB müzakerelerinin başlaması imkansız olurdu" sözlerine de yer verdi.
      Gazeteye konuşan İsrail’in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi de "Türkiye ile ilişkilerimizde doğruktayız. Hiçbir peygamber bunu önceden göremezdi. İsrail ile ticaret halen 2.5 milyar dolar düzeyindedir, Sayın Erdoğan’ın iktidarı öncesine göre bir kat daha fazla" dedi.
      Buna karşın bazı Avrupalıların kuşku duymayı sürdürdükleri belirten NYT, bunun bir örneği olarak Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin tutumunu gösterdi.(ANKA)

     
Logged


                             ÖLüM SoN DeĞiL DaHa MaHKeMe VaR..
feyzade
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 24 Mayıs 2007, 19:01:29 »

bence en güzel cevabı aşağıdaki amca vermiştir. denecek çok şey olmasına rağmen herşey bu kadar açıkken hala demokrasiyi savunuyor olmaları. Ülkemizi çıkılmaz bir kaosun içine sürükleyerek Atatürkcü olduklarını sanıyorlar. dönüp kendilerine baksalar aslında ne kadar komik olduklarını görecekler. Rabbim akıl fikir versin

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=543005

[Yorum - Peter Preston] Laiklerin derdi, imtiyazlarını kaybetme korkusu 
Ankara'nın, durağan Avrupa Birliği kulübüne davet edilmesi herkesin çıkarınadır. Türkiye'nin başbakanı, tahkir eder bir şekilde soruyor: "Orada kaç Fransız var?"
 
 
 
Kısaca, Erdoğan, Sarkozy'den, Brüksel'in uzlaşmazlığından, 40 yıldır sürdürülen diplomatik çabaların solup gitmesinden bıkkınlığını dile getiriyor. Uğraşmak zorunda kalınan iki Türkiye hayaleti olduğu varsayılıyor. Boğaz'ın bu tarafında, sokakları dolduran milyonlarıyla laik Türkiye, yani Avrupalı Türkiye ve diğer tarafta başörtüsünün ve camilerin hakimiyetindeki Küçük Asya, yani Müslüman Türkiye. 17,5 milyon nüfusu ile her geçen gün büyüyen kozmopolit bir metropol İstanbul ve diğer yanda bir başka sert kışa hazırlık için patates stoklayan demokratik Türkiye. Ve tabii ki, bir telefon kadar uzaktaki genelkurmay başkanının örtülü bir tehdit savurduğu asker Türkiye. Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan bu laik rotada mücadele ederken bir yandan da en iyi savunma yolu olarak saldırıları bağrına basmak zorunda.

Fransız seçimleri kimse için cazip değildi. 2014 yılına kadar Türkiye'nin üyeliği ihtimali sallantılı bir hayale dönüştü. Rum Kesimi'nin oynadığı parçalayıcı rol nedeniyle Kıbrıs'ta nihai çözüm yerini uzun bir krize bıraktı. Irak Savaşı nedeniyle Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ABD'nin istekliliği bir artı oluşturmaktan ziyade eksiye dönüştü. Başlarda sıcak görünen İngiltere gibiler ise soylu homurtulara hapsolmuş görünüyor.

75 milyon Türk'ün Polonyalı, Litvanyalı, Estonyalı, Romanyalı ve Bulgaristanlılarla bütünleşmesi neden Daily Mail'in göçmen alarm listesinde yer alsın ki? 11 Eylül'den sonra Truva atının daha büyük İslamcı bir versiyonunun hayal edilmesi mi mesele? Yaşlı Avrupa söz vermiş ve iyi niyetle müzakerelere başlamış olabilir; ancak daha yaşlı Avrupa bunu nasıl yavaşlatacağını iyi bildi. Aylardır açık olarak görülen bir şeyden dolayı kim üzülecek? Türkiye'nin dışarıdan bakmasını sağlayarak onu cezalandırmak mı çözüm? Kendimizi kandırmayalım. Ankara'nın iyice durağanlaşan kulübümüze katılmasını memnuniyetle karşılamamız şart ve bu, her zamankinden daha güçlü bir gereklilik. Erdoğan, 'medeniyetler ittifakını' başlatarak ve 'özgürlüğünü bölücü, dışlayıcı olmadığını' söyleyerek büyük bir adım attı bile. Gazeteciler, profesörler ve geri kalanlar bu meseleleri tartışırken içe dönüklük İstanbul'da değişmez bir faktör. Cumhurbaşkanının karısı başörtüsü takmalı mıymış? Atatürk 20 yy'ın Thomas Jefferson'u muymuş? İslamcılar üzerindeki etkiyi kıracak genel seçimleri kim kazanacakmış? İşte bunlar, Türk elitinin kendisini hapsettiği kısır çekişmeler.

Öyleyse geri adım atın. Haritaya bakın ve Türkiye'nin üç güney komşusunu görün: Suriye, İran ve Irak. Bu, kendini tanımlamaya çalışan bir ulusun merkezi. Kötülüğe teşvik, laikliği ve Batı aydınlanmasını aynı teknede batırmaktır; böylece fakir ve kırsal kesimi Erdoğan'ın AKP'siyle bırakacaktır. Batı, Doğu'ya karşı, eğitimliler cahillere karşı: Bu anlamsız ve yüzeysel bir çatışma. Aynı zamanda da saçma. Geçen hafta, İzmir'deki laik gösteriler Brüksel'e AB'nin kapılarının açılması çağrısında bulunmuyordu. Aksine, sloganları ulusalcıydı ve Avrupa tarafından geri çevrilecek bir Türkiye'de yerlerinden edilmekten korkuyorlardı. Üyelik kampanyasını başlatan, Erdoğan ve onun Müslüman destekçileriydi. Kıbrıs'ta uzlaşı öneren yine onlardı, şimdi bir yere gitmeyecek olanlar da onlar. Seçimden sonra yine iktidar olacaklar, muhtemelen. AKP, bundan sonrasında bunu başarabilmek için yeterli ekonomik başarı gösterdi ve kendini güvende hissediyor. Ancak, AB olmadan bir yol haritası, daha fazla değişim için istek yok. Türkiye, kavşakta bir ülke. Tahran, Bağdat'taki kaos çok uzak değil. Tırmanan milliyetçilik, kötüleşen bağlar ve tutkular ülkeyi daha kırılgan yapıyor. Türkiye, Avrupa'ya yakın değilse nereye yakın? Kapı tutucular izin vermezse bu ülkeye ne olacak? Küçük Asya, belki Paris'ten 2 bin kilometre uzakta; ancak bağlar çok güçlü. Sadece bir Türkiye vardır; o da modern kimlik için mücadele eden Türkiye. Ancak, bunun aksine sözlerini tutmayan, kendi çıkarlarını düşünen ikiyüzlü bir Avrupa var Türkiye'nin karşısında. (The Guardian, 21 Mayıs 2007)
 
PETER PRESTON
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: