Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: En Çok Online: 69 (14-09-2011, 09:24:42)
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 25 Mayıs 2012, 07:39:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: AK Parti’nin en büyük şansı...  (Okunma Sayısı 120 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
~acohsny~

[ Sancak Beyi ]
***

Puan : 72
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.968



WWW
« : 15 Ocak 2007, 19:23:58 »

AK Parti’nin en büyük şansı...

* Osman Özsoy




Şu kritik süreçte AK Parti’nin en önemli şansının ne olduğuna geçmeden önce bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.



AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Gül’den başbakanlığı devralmasından sonra, Tercüman gazetesindeki köşe yazımda, “Erdoğan – Gül ikilisinin aynı uçağa binmemeleri…” konusunda uyarıda bulunmuştum.



Erdoğan ve Gül elbette ben uyardığım için değil, aklın yolu bir olduğu için bu konuda özen gösterdiler. Sadece yurt içi seyahatlerde değil, en son Türkmenistan devlet başkanı Türkmenbaşı’nın cenazesine giderken de ayrı uçaklarla gittiler.



Birbirini tamamlayıcı özelliği olan birlikteliklerde bu ayrıntı büyük önem taşımaktadır.  Kaldı ki, dünyanın hemen yerinde varlıklı ailelerin tüm fertleri ve büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri aynı araç veya uçakla seyahat etmemeye büyük özen göstermektedir. Başlarına herhangi bir felaket geldiğinde, geride işleri evirip çevirecek aileden veya ekipten birilerinin kalmasını arzu etmektedirler. Bu prensip aynı zamanda, aileye veya kuruma karşı hasmane tutum içinde olanlara karşı caydırıcı bir unsur teşkil eder.



Ekibiyle öldürüldü…


Bu konuda en çarpıcı örnek Pakistan devlet başkanı Orgeneral Ziyaü’l Hak’ın başına gelenlerdir. Ziyaü’l Hak döneminde ülkede yaşanan hızlı gelişmeler, bölgedeki çıkarlarının kesintiye uğrayacağını düşünen ülkeleri rahatsız etmeye başladı. Durumun farkında olan Ziyaü’l Hak, bir bakıma sigorta vazifesi görsün diye Amerikan Büyükelçisi olmadan uçak veya helikoptere binmemeye özen gösterdi. Bir tatbikat dönüşü bindiği C–130 tipi askeri uçak 17 Ağustos 1988’de bir sabotaj sonucu havada infilak ettiğinde, en güvendiği ekibiyle birlikte öldü. Ölen 37 kişi arasında Pakistan Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanları da vardı. ABD'nin İslamabad elçisi de ölenler arasındaydı.



Nitekim Ziyaü’l Hak’ın vefatının ardından ülkede işler tersine döndü. Orgeneral Ziyaü'l Hak 5 Temmuz 1977'de askeri darbeyle iktidara gelmiş ve Zülkifar Ali Butto Hükümetini devirmişti. Butto yargılandı ve idam edildi. Ziyaü'l-Hak’ın öldürülmesinin ardından 16 Kasım 1988'de yapılan seçimleri devrik başbakan Zülfikar Ali Butto'nun kızı Benazir Butto kazandı ve başbakan oldu. Pakistan tekrar Ziyaü’l Hak öncesine döndü.



Bu nasıl stratejik ortak…



Türkiye kritik bir coğrafyada varlığını sürdüren kilit bir ülke… Dünyada sözü geçen güçlü bir aktör olmanın yolu bu coğrafyayı kontrolden geçiyor. Tarihte de hep öyle oldu. Bu iddiadaki hiçbir ülke, bölgede güçlü bir Türkiye görmek istememektedir. Nitekim güya stratejik ortağımız olan ABD’nin yeni Savunma Bakanı Robert Gates önceki gün ağzından baklayı çıkardı; “Eğer ABD Irak’tan çekilirse Türkiye girer…” dedi. Türkiye’yi bir bakıma bölgedeki çıkarları için tehdit gibi algıladıklarını ifade etti. Bu sözler ciddiyetle üzerinde durulması gereken önemli bir bilinçaltı yansımasıdır.



Bu ülke ne zaman kalkınmaya başlasa ve işler yoluna girse, karanlık eller gidişatı tersine çevirmek için pusuda bekliyor. Tıpkı Menderes’in başına gelenlerde olduğu gibi… Tıpkı Özal’ın başbakanlığı döneminde işler tam yoluna girmeye başlamışken, 18 Haziran 1988'de Özal’a suikast girişiminde bulunulması gibi.



AK Parti’nin farkı…



Tarih göstermiştir ki, ülkemizin en yumuşak karnı, siyasi ve ekonomik istikrasızlığıdır. Tek başına iktidara gelmiş hükümetlerin en büyük rakibi kendileridir. Güçlü iktidarlarda lider boşluğu daha ciddi sıkıntıları beraberinde getirmektedir.



Karizmatik liderlerin ardından oluşan boşluğu doldurmak zordur. Özal’dan sonra ANAP, Demirel’den sonra DYP, Ecevit’ten sonra DSP, Erbakan’dan sonra Saadet örneğinde olduğu gibi…


Fakat AK Parti’de durum tamamen farklı.



Yukarıda sıraladığımız siyasetçilere ait örneklerden yola çıkarak, “Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa AK Parti dağılır” öngörüsünde bulunanlar önemli bir ayrıntıyı kaçırıyorlar.



Yaklaşan Çankaya seçimleri öncesi AK Parti’nin elinde öyle bir imkân var ki, dünyada hiçbir siyasi hareket şimdiye kadar böylesi bir avantaja sahip olmamıştı demek abartı olmaz.



O avantaj şudur: AK Parti, doğal liderleri olan Erdoğan’ın siyasi yasakları devam ettiği günlerde, bir bakıma onun adına işleri yürütmesi için liderini yedeklemeyi başarmış partidir. O isim Abdullah Gül’dür.



Güvenilir emanetçi…



Abdullah Gül, daha AK Parti’nin kurulmasından çok önce, Erdoğan’ın siyasi yasaklarının devam ettiği günlerde onun desteğiyle ön plana çıkarak önce Fazilet Partisi’nde liderlik bayrağı açmış ve Erbakan’a rağmen Recai Kutan’a karşı 14 Mayıs 2000 kongresinde aday olmuştu. Bu süreçte Gül’ün tüm lojistik organizasyonu Erdoğan’ın ekibi tarafından yapılmıştı.



O kongrede Recai Kutan 633 oy olarak galip gelse de, Abdullah Gül 521 oy almayı başarmıştı. Recai Kutan 20 oy daha eksik alsaydı salt çoğunluğu elde edemediği için oylama yenilenecekti. Alınan sonuç partinin yenilikçi kanadına yeni bir parti kurma konusunda cesaret vermişti. Kongrede ikinci tur oylamaya geçilseydi belki de Abdullah Gül Fazilet Partisi’ne lider olacaktı. Fakat kader örgüsünü başka şekilde ördü ve başka bir kulvardan AKP iktidarına giden süreç başladı.



Yüksek Seçim Kurulu Erdoğan’ın milletvekili adayı olmasına onay vermedi. Fakat oy pusulalarında AK Parti’nin genel başkanı olarak Recep Tayip Erdoğan ismi yer aldı.



3 Kasım 2002 seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan ismi AKP’yi tek başına iktidara taşıdı. O gün parlamentoya giren 365 kişi milletvekilliğini Erdoğan ismine borçlu olduğunda kuşku yoktur. Erdoğan’ın siyasi yasağı nedeniyle milletvekili seçilememesi üzerine, AK Parti adına Hükümeti kurma görevinin Abdullah Gül’e verilmesinde Erdoğan’ın yaklaşımı belirleyici oldu. Çankaya’da buna uygun davrandı.



Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet’in öncelikli görevi Erdoğan’ın önündeki siyasi yasakların kaldırılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılması oldu. Erdoğan Mart 2003’te başbakanlık emanetini Gül’den devraldı.


AK Parti’nin şansına gelince…


Siyasi tarihimizde liderini yedeklemiş ikinci bir parti şu ana kadar olmamıştır. Özal, Demirel, Ecevit, Erbakan gibi liderlerden sonra parti liderliği için mücadeleler verilirken, AK Parti gibi güçlü bir iktidar partisinde Erdoğan’dan sonra partinin başına kim geçebileceği sorusunun cevabı oldukça nettir. O kadar ki, ilkokul talebeleri tarafından bilinebilecek kadar kolay bir tablo ortaya koymaktadır. Kısacası Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa AKP’nin hali nice olur sorusunun ortaya çıkaracağı handikaplar partinin yakın vadedeki gündeminde önemli bir yer tutmamaktadır. Uzun vadede ülkede işlerin nasıl gelişeceği ise zaten herkesin meçhulüdür.


Türkiye bir ateş çemberi tarafından sarmalanmışken ve her an patlamaya hazır yeni sorunlar kapımızda beklerken, iktidardaki partinin liderlik koltuğunun sorunsuz bir şekilde el değiştirmesi olasılığı parti için de ülke için de bir şans olarak görülmelidir.

Birbirinin hayat sigortası…


Yazının hemen başında Ziyaü’l Hak örneğini neden verdiğimize gelince…


Bu coğrafyada Türkiye’yi rahat bırakmak istemeyen çevreler, Özal’a olduğu gibi Erdoğan’a da bir fenalık düşünebilirlerdi. Fakat sadece Erdoğan’a veya Gül’e yönelik bir teşebbüs AKP’nin oylarını seçmen nezdinde inadına patlatmaktan başka bir işe yaramazdı. İkili arasındaki uyumdan ve bu tablonun partiye olan olumlu yansımasından dolayı, AKP’den rahatsız olan çevrelerin aynı anda hem Erdoğan’ı hem de Gül’ü bertaraf etmeleri gerekiyordu. Çünkü Erdoğan sonrası AKP liderliğinin kime kalacağı sorusunun cevabının belli olması, bir bakıma her iki isim için de sigorta vazifesi gördü.  ABD Başkanıyla başkan yardımcısının mümkün oldukça dışarıda bir araya gelmemesi gibi, Erdoğan ve Gül’de tedbirde kusur etmediler. Ayrı seyahat etmeye özen gösterdiler.



Kısacası, Abdullah Gül’ün başbakanlığında kurulan ve 4 ay süren 58. AKP Hükümeti, AKP’nin liderini yedeklemesine bir bakıma imkân sağladı. Bu aşamadan sonra, AKP Genel Başkanlığının Çankaya seçimleri dâhil herhangi bir nedenle boşalması durumunda, oluşabilecek geçiş dönemini AKP sancısız atlatacaktır.


Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu durum aslında sadece AKP açısından değil, Türkiye için de bir şanstır.


Şuraya not ediyoruz. Belki de Türkiye, tarihinin en kolay cumhurbaşkanlığı seçimine doğru yol almaktadır.


Kim bilir, belki de birilerinin rahatsız olmasının temel nedeni de budur.




Logged

TeVaFuK
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 22 Ocak 2007, 11:30:34 »

Allah razı olsun kardeşim..benimde kaygılarım vardı ama hepsi ortadan kalktı...teşk.ler  8-)
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: