Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: [ Twitter ] { @bursaimamhatip } sayfamıza ulaşmak için buraya tıklayınız !...
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 24 Mayıs 2012, 13:58:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Örnek imam nasıl olmalı? - Hayrettin Karaman, Mehmet Altan, M.E. Ay, Toktamış A  (Okunma Sayısı 316 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iRFaN
İrfan ERDEN (2000/11-A)

{ Vezir }
***

Puan : 305
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4.230


Ya olduğun gibi görün! Yada göründüğün gibi ol!


« : 06 Ocak 2010, 16:48:09 »

Din görevlileri toplumun tüm kesimini ilgilendiren bir görev ifa etmeleri sebebiyle tüm insanlarla bir şekilde etkileşime geçiyorlar. İnsanları yakından ilgilendiren bir konuda örnek imamın nasıl olması gerekiyor?



Din görevlileri toplumun tüm kesimini ilgilendiren bir görev ifa etmeleri hasebiyle tüm insanlarla bir şekilde, hayatlarının bir anında etkileşim geçiyorlar. İnsanları bu kadar çok ilgilendiren bir konuda örnek bir imamı nasıl olması gerektiğini Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mehmet Altan, Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ve Prof. Dr. Toktamış Ateş'e sorduk.

Prof. Dr. Hayrettin Karaman:

"HASRETİNİ ÇEKTİĞİM ÖRNEK İMAMLAR MESLEĞİNİN ÂŞIĞIDIR”

Bizim köyün örnek imamı, gençlerle ve çocuklarla iyi diyaloglar kuruyor, yazın kalabalık bir öğrenci kitlesine ulaşıyor, politika ve grupçuluk yapmıyor, temiz ve düzgün giyiniyor, işine uygun temsilde de kusuru bulunmuyor.

Yazları istirahat ettiğim köydeki evimizin balkonunda kahvaltı ederken neşe içinde cıvıldaşarak önümüzdeki yolda ilerleyen erkekli kızlı birkaç çocuk peyda oldu. Hepsi bu kadar da değilmiş, arkadan bölük göründü. Dikkatimi çeken bir başka husus bazı kızların başlarının örtülü olduğu idi; derken ortalarda köyümüzün imamının, imam Hatip mezunu oğlunu gördüm, biraz sonra da oldukça spor giyinmiş imamımız gözüktü. Hizamıza geldiğinde selam verdi, hal hatır sordu; ben de heyecanla mukabele ettim; yaptığının çok güzel olduğunu söyledim, başarılar diledim.

Yaptığı neydi?

İmamımız yaz tatilinde Kuran okumak için camisine gelen öğrencileri bir piknik düzenlemişti. Çocukları motive etmek, sıkmamak, daha samimî bir ilişki ortamı oluşturmak için tertip edilen bu piknik bence çok uygundu ve başka imamlara da örnek olmalıydı.
Bu vesile ile bizim imama ve imamlığa dair bazı düşünce ve tespitlerimi yazmak istiyorum. Ben ilk örnek imamı İzmir'de, Güzelyalı Camii'nde görmüş tüm; şimdi merhum olan imam (İbrahim Edhem Sunar) mesleğinin âşığı idi, ek işi yoktu, yalnızca imam ve hatiplik yapıyor, bu işi çok ciddiye alı yor, mahallesini sahipleniyor, kendini belli bir alan içinde bütün birey lerinden sorumlu biliyor, camiye gelen gelmeyen bütün insanlarla ilgilenmeye çalışıyordu.

Cami cemaatinde olmayan bir yakın komşunun hastalandığını duyunca küçük bir hediye alarak ziyaretine gitmiş, bu alışılmadık ziyaret aileyi çok mütehassıs etmiş, camiye, cemaate, İslam'a ola ilgilerini etkilemişti. Sabah namazlarından sonra uğradığı balıkçı kahvesinde, bir köşede günlük gazetelere bakarken yavaş yavaş etrafında bir halka oluşmuştu, çoğu akşamdan kalma balıkçılarla sohbetler etmiş içlerinden bazıları içkiye tövbe ederek cemaate katılmışlardı.

Bir hafta boyu okur, Cuma hutbesini hazırlar, vaaz ve hutbesini yazar ve şov yapmadan okurdu, irticalen konuşmadığı, kâğıttan okuduğu halde çok etkili idi. Yüksek İslam Enstitüsü hocaları olarak bizler onun camiine gider, huzur içinde (rahatsız olmadan, duyduklarımız yüzünden yerin dibine girmeden...) onu dinler, namazımızı eda ederdik. Namazdan sonra yangın yerinden kaçar gibi camiden uzaklaşmaz, kapısı dışarıya açılan bir büroda ziyaretçilerini kabul eder, dertlerini dinler, yardımcı olmaya çalışırdı.

Bizim köyün imamı da kendi çapında bir örnek. Köyümüze geleli epeyce oluyor (on yıl kadar), ek işi yok, geldiğinden bu yana kendini geliştirmek için çaba sarf ediyor, hayli mesafe de aldı. Gençlerle ve çocuklarla iyi diyaloglar kuruyor, yazın kalabalık bir öğrenci kitlesine ulaşıyor, politika ve gurupçuluk yapmıyor, temiz ve düzgün giyiniyor, işine uygun temsilde de kusuru bulunmuyor.

Bunlar benim hasretini çektiğim iki örnek imam.

Vaktiyle gayretli bir milletvekillinizle telefonda konuşmuştum; İmam Hatiplerle ilgili bir konuşması eksik ve böyle olduğu için de yanlış aktarılmıştı, doğrusunu öğrenmek ve yazmak istemiştim. Konuşma sırasında kendi seçim bölgesindeki imamlardan örnekler verdi, "Bana gelenlerin çoğu naklen tayin istiyorlar, sebebini sorduğumda, gidecekleri yerin gelir bakımından daha avantajlı olduğunu ifade ediyorlar. Ya da böyle olduğu anlaşılıyor, kimsenin bulunduğu yerde işini iyi yapmak, insanlara ve özellikle gençlere rehber olmak gibi bir dertleri yok. Dünyadan bî haberler, din hizmetini yalnızca bir ekmek kapısı gibi görüyorlar..." dedi. Bildiğim şeyleri bir de onun ağzından duyarak bir daha üzüldüm.

Bizim delilere ihtiyacımız var.

Hangi delilere mi?

Kalabalığın tuttuğu eğri yollara iltifat etmedikleri için -kendilerini akıllı bilen- kalabalık tarafından "deli" denilen "delilere!"

Prof. Dr. Mehmet Altan:



“DİN GÖREVLİSİ, İNANÇ VE ENTELEKTÜELİ OLMALIDIR”

Ortaöğrenimimi Saint Joseph Lisesi'nde tamamladım. Saint Joseph, Cizvit papazlarının kurduğu bir okuldur ve buradaki eğitimi Cizvit papazları verir. Okulun yönetimi, eğitimi, sevk ve idaresi Cizvit papazları tarafından yapılır. Okulda okuduğum sürede Cizvit papazlarının duruş, davranış, nitelikleri, yaklaşımları, algıları, dünyaya bakışları hakkında küçük olmama rağmen oldukça geniş bir bilgi edindim.

Cizvit papazları bütün lise eğitimini çok rahatlıkla verebilen, Türkiye'deki mevcut okulların birçoğunda ders verebilecek nitelikte insanlardı. Bizim imamlarımızın da bu Cizvit papazları gibi olması, yani Türkiye'deki okullarda ders verebilecek nitelikte olması gerektiğini düşünüyorum.

Şehirde yaşayan bir insan olarak kentteki imamları, konusunun uzmanı, bir kanaat önderi, bir yerel lider olarak algılıyorum. Din aynı zamanda bir felsefedir. Kültürel oluşumumuzun temelini oluşturan dinin bu niteliği, yani kültürel boyutu, felsefi boyutu büyük bir önem arz ediyor. Ben bir din adamının aynı zamanda bir felsefeci olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü din; felsefe ve kültür algısı olmadan olması gereken noktada içselleştirilemez, yansıtılamaz. Bunlar olmadan din adamının yerel lider olarak duruşu daha saygın bir hâle getirilemez.

Din, sadece camiyle ilgili bir şey değildir. Din, toplumsal yaşamın en temel kaynaklarından biridir. Bu toplumun kültürünün en etkin parçasıdır. Ben din adamını sadece bir devlet görevlisi olarak algılamıyorum. Din adamını bir şekilde hayatın kendi içinde toplumun mayasını yoğuran, din ve kültür olarak hayatın her anında bir fikir, bir kanaat önderi, bir kamuoyu oluşturucusu olarak görüyorum. Din görevlisini sadece mahalle ve cami ile bağlantılı değil, yaşam faaliyetlerinin sürdüğü her alanda bir kamuoyu lideri, bir düşünce adamı, bir felsefeci olarak algılıyorum. Onun için de getirdiğim ölçüler bu durumla ilgili bir ölçü... Bir düşünce söz konusu ise, kültür söz konusu ise, felsefe söz konusu ise bunlara vâkıf olan bir birey, bulunduğu her alanda ister istemez bunların da yayıcısı, konuların tartıştırıcısı, hayatı bu noktalar üzerinden yeniden yorumlayıcısı önemli bir birey olmak durumundadır.

Yeryüzünden kopuk, dil bilmeyen, çok derin bir felsefe eğitiminden geçmemiş, kültür konusuyla haşır neşir olmamış birisinin bulunduğu her mekanda, felsefi, dini, kültürel, kanaat önderi olmasına imkan yoktur.

Bizde imamlık kente değil de kırsala aitmiş gibi bir ön kabul de görüyor. İmamların kent hayatının etkin bireyleri olması söz konusu değilmiş gibi varsayılıyor. İmam hatip meselesi dar gelirli, mütevazı ailelerin çaresizlikten, hacet kapısı olmaması gerekir. İmam hatiplik; dinin kültürel boyutunu, sosyolojik boyutunu, felsefi boyutunu merak eden, bunun yeryüzündeki eğitiminden etkilenen, yeryüzündeki din adamlarına bir şekilde gıptayla bakan, ondan etkilenen, o tür hayalleri olan, idolleri olan insanların da ilgisini çeker hâle gelmesi lazım.

Bizde imamlık mesleğini veya din adamlığını bir şekilde kırsal kesimde hayatı idame ettirmekte zorlanan, büyük yaşam sıkıntıları olan ailelerin çocuklarını göndermeyi tercih ettiği, ama onların dinin bahsettiğim boyutlarını öğrensin diye değil de hayatın içinde sığınılacak bir liman olarak gören bir anlayış var. Hâlbuki din tarihini öğrenmeye başladığınız vakit aslında insanlık tarihini, bilim tarihini, felsefeyi, kültürü de öğrenmiş oluyorsunuz.

İnsanlıkla yaşıt bir alanın uzmanı olmaya kalkışmak demek; insanlığın bütün tarihsel süreçlerinden de haberdar olmak, üstelik de bunu felsefi boyutta ifade etmek, bugüne taşımak ve yarına götürebilmek demektir. Dolayısıyla din adamlığı entelektüel olmadan, insanlık tarihine ilgi duymadan olmaz.

Din görevlisini; siyasetten ziyade felsefeden iştahlanacak, felsefe ve sosyoloji ile irtibatlaşmadan lezzet alacak ve beyinsel haz duyabilecek, dünyanın her yanındaki insanlarla ilişki içerisine girebilecek, dil düşünce adamlarıyla irtibat kurabilecek, onlarla bir şekilde diyalog içerisinde olabilecek şekilde gelişen bir birey olarak tahayyül ediyorum. Din görevlisi, felsefenin sorulanı soran herkesin bir şekilde ahbaplık edip tartışabileceği, zenginleşebileceği, zenginleştirebileceği bir inan entelektüeli olmalıdır.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay:



İmamlık müessesi toplumda ne gibi görevleri ifa etmelidir? İmam sadece namaz kıldıran insan mıdır yoksa cemaatle ilgilenen kişi midir?

İmam sadece namaz kıldıran kişi değildir ve olmamalıdır. Çünkü imam, "önder" demektir, insanlara hayırlı her konuda liderlik yapan şahsiyet demektir. Dolayısıyla onun pek çok görevinden sadece biridir namaz kıldırmak...

Bazı imamlarımızın cemaatin eğitimine yönelik güzel çalışmaları bulunuyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Şunu söyleyebiliriz ki, camiler yaygın din eğitiminin en başarılı şekliyle verildiği mekânlardır. Yeter ki imamlarımız bu konunun farkında olsunlar ve bunu değerlendirsinler. Şöyle ki, her hafta belli günlerde tefsir ve hadis sohbetlerini rutin ve periyodik olarak gerçekleştiren bir imam bir yıl sonra cemaatini hatırı sayılır seviyede eğitmiş olacaktır. Bu da azımsanacak bir çaba değildir.

Sürekli insanlarla muhatap olan imamlarımızın din bilgisi haricinde hangi alanlarda kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir?

En çok insan psikolojisi ve sosyal psikoloji alanlarında kendilerini geliştirmeleri gerektiği kanaatindeyim. Öte yandan halkla ilişkiler konusu bir imam için olmazsa olmazlardandır. Yine hitabet ve güzel bir diksiyon için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bunlar bir imamın vizyon sahil olmasında önemli katkılar sağlar.

Camilerde daha başka ne gibi faaliyetler yapılmalıdır ki cemaatin camii ile irtibatı artırılabilsin?

Camiler sadece namaz kılma mekânı değildir. Cami için ancak başlıca eğitim mekânı diyebiliriz. Dolayısı çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin din eğitimi konusunda neler yapılabilecekse camilerde yapılmalıdır. Bu bağlamda akşamları tefsir ve hadis okumaları, hafta sonları çocuklar ve gençler için dinî bilgilerin interaktif yöntemler kullanılarak verildiği programlar da yine namaz saatleri dışında verilebilir.

Bazı camilerimizde imamlarımız; değişik ilim erbabını misafir ederek cemaate konferanslar ve sohbetler düzenlemektedir. Bu uygulamayı nasıl buluyorsunuz?

Çok faydalı bulduğumu söylemeliyim. Şahsen böyle bir davetlerin birinde konuşmacı olarak katılıp sohbet ettim ve ilgili imam arkadaşımız davette bulunduğu kişilerden bahsetmesi beni fazlasıyla sevindir Çünkü cemaat o bir saat içinde bilim adamının 20-30 yıllık emeğinin karşılığı olan bilgilere çok rahatlıkla ulaşmış olmaktadır. Bu cemaat adına önemli bir kazançtır diyebilirim.

Prof. Dr. Toktamış Ateş:



"DİN ADAMLARI, YENİLİKLERE KARŞI ÇIKANLARI AYDINLATABİLECEK BİRİKİME SAHİP OLMALIDIR"

Din adamları, salt dinsel konularda değil dünyevi konularda da bilgi sahibi olmalı ve hem kendilerini hem de cemaatlerini aydınlatmaya çalışmalıdır.

Şevket Süreyya Aydemir'in sanıyorum adı "Uyandırılmış Toprak" olan bir kitabı vardı. Bu yazıyı yazmak üzere daktilomun başına oturduğum da kitaba da bir göz atmak istedim ama bulamadım. Zaten son zamanlarda aradığım hiçbir kitabı bulamıyorum.

Aydemir'in kitabı, roman da değildi, deneme de değildi. Sanki anı kitabı gibi yazılmıştı. Genç bir öğretmen atandığı bir köyü kalkındırmaya çabalıyor. Köyde bir de "bilgin bir din adamı" var: Köyün imamı... Öğretmen, köyün imamı ile karşılaştığı zaman çok mutlu oluyor. İkisi, karşılıklı saygı ve sevgiyle el ele veriyorlar ve köy adına büyük başarılar elde ediyorlar.
Bu kitabın yayımlandığı dönemde toplumumuzun bir kesimi açısından, din adamları her türlü geri bırakılmışlığın nedeni olarak görüldüğü düşünülürse Şevket Süreyya Aydemir'in çizdiği tablonun önemi daha iyi anlaşılır.

O zamanlardan beri hayalim "öğretmenle imamın" el ele vermesi ve kalkınmanın dinamiklerini oluşturmalarıydı. Düşünün ki o tarihlerde Türkiye'nin yüzde 70'den fazlası kırsal kesimde, köylerde yaşıyordu ve kalkınma denildiği zaman kırsal kesimde ki kalkınmaya umutlarımızı bağlamıştık.
Bu hayalim ve düşüncemden hiçbir zaman vazgeçmedim. Ama artık kent ağırlıklı Türkiye'de bu türden beklentilerin fazla bir önemi olabileceğini sanmıyorum. Bugün beklentim; din adamlarının, yeniliklere karşı çıkanları ve cemaatlerini gerçekten "aydınlatabilecek" bilgi ve birikime sahip olmaları...

Bunun dışında, din adamlarının salt dinsel konularda değil dünyevi konularda da bilgi sahibi olmaları ve hem kendilerini hem de cemaatlerini aydınlatmaya çalışmaları bir diğer beklentim...

(ekotrent)[/size]
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: