Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunlari ve Mensuplari Forumu
Duyurular: Forum da herhangi bir şekilde sizi ve başkalarını rahatsız eden üyeleri (varsa kanıtları ile) adminlere özel mesaj veya mail aracılığı ile bildiriniz...
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 23 Mayıs 2012, 03:40:17


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Bursa İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Forumu - www.bursaihl.com

bursaimamhatip adlı kişiyi Twitter'da takip et - Paylaş
www.bursaihl.com Bursa İmam Hatip Liselerinin resmi web sitesi değildir.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İHL'lerin ve Ahmet Hakan'ın 'rolü'  (Okunma Sayısı 113 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
iRFaN
İrfan ERDEN (2000/11-A)

{ Vezir }
***

Puan : 305
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4.229


Ya olduğun gibi görün! Yada göründüğün gibi ol!


« : 28 Kasım 2006, 20:56:33 »


ykaplan@yenisafak.com.tr

İnsanın ve gezegenimizin varlığını tehdit eden bir bunalım sürecinden geçiyoruz. Batı sivilizasyonun geliştirdiği ve kendisi dışındaki bütün medeniyetlere hayat ve varolma hakkı tanımayan; uygarlaşma, demokratikleşme kılıflarıyla üstü örtülen, Baudrillard, Virilio, Deleuze, Zizek gibi yaşayan büyük düşünürlerin de bir barbarlaşma süreci olarak gördükleri bir hayat-memat süreci bu.

Bu büyük bunalımdan bütün insanlık ve biz Müslümanlar da nasibimizi aldık; yerimizi, yönümüzü ve rolümüzü kaybettik: Büyük bir medeniyet buhranıyla karşı karşıyayız.

Varlık nedenini İslâm'la ilişkilendirerek tanımlayan “eski Türkiye” tarihe karıştı; varlık nedenini İslâm'la ilişkilendirmeden tarif ve tayin eden yeni, laik bir Türkiye kuruldu: Bir dünya ve hayat tasavvuru olan İslâm'ı bu toplumun hayatından uzaklaştırmayı varlık nedeni olarak benimsedi ve bunu yaklaşık 150 yıldır, bir “sosyal sözleşme” yapmadan toplumun tümüne tepeden dayatmaya çalışıyor.

İngilizler, Fransızlar, Almanlar, 100 yıl, 200 yıl, 500 yıl önceki varlık nedenlerini terk etmediler. Ama biz terk ettik. Üstelik de, kendileriyle savaştığımız, bu Batı ülkelerinin varlık nedenlerini kendi varlık nedenimiz olarak benimsedik. İyi de, neden ve ne adına savaştık ki biz Batılılarla?

150 yıllık metamorfoz (başkalaşma) sürecimiz, sonuçlarını vermeye başladı: Bu ülkede, biri varlık nedenini İslâm'la açıklayan, diğeri de laiklikle açıklayan iki ayrı millet oluşmak üzere. Bu gidiş, bizi, tahayyül bile edemeyeceğimiz felaketlerin eşiğine sürükleyebilir. Birazcık tarih ve toplum felsefesi bilgisi, bunu görmek için yeterlidir.

Yaşadığımız kültürel şizofreni, tehlikeli bir kişilik, kimlik ve varlık bölünmesine çoktan yol açmaya başladı bile.

Oysa Türkiye'nin topyekûn sekülerleşmesi, bütün iddialarını, varlık nedenini ve tarihî rolünü yeniden üstlenebilme imkânlarını yitirmesiyle sonuçlanacaktır.

İşte İmam-Hatip Liseleri (İHL), Türkiye'ye varlık nedenini hatırlatacak yegâne “kaynak”lardı/r. İHL'ler, bu ülkeye en az 50 yıl kazandırmıştır. İHL'lere, din eğitimi veren kurumlar olarak bakmak, İHL'lerin gerçek fonksiyonlarını görememek demektir.

Batı ülkelerindeki bütün orta eğitim kurumları, birer İHL'dir; İHL'lerin gördüğü, ya da görmesi gereken rolü ve fonksiyonu yerine getiriler: Batı'daki bütün orta eğitim kurumları, çocuklara, Batı kültürü, tarihi, sanatı, düşüncesi ve medeniyeti şuuru ve şiarları kazandırırlar; bizdekilerse ayartıcı bir Batı hayranlığı ve aşağılık kompleksi aşılayarak bizim şiarlarımızı yok etmekle meşguller.

Oysa bu, bizim kendi-kendimizi sömürgeleştirmemiz demektir. Dünyada, başka hiçbir ülkenin aslâ düşünemeyeceği, yapamayacağı büyük bir cinayet ve intihardır bu.

İşte İHL'ler, bu yabancılaşma, başkalaşma sürecini değiştirmeye çalışan kurumlardı/r. Bunu ne ölçüde başardığı, arızî bir sorudur.

İHL'lerin kapatılmasını istemek, büyük bir hatadır. Ahmet Hakan Coşkun, İHL'lerin varlığını amaç-araç kavramlarıyla tartışırken, İHL'lerin varlığının imanın şartlarından biriymiş gibi savunulmasını eleştirirken ve İHL'lerin kapatılması gerektiğini söylerken, meseleyi, biraz önce açıklamaya çalıştığım şekilde görememekte, farkında olmadan büyük bir yanlışlık yapmaktadır.

Ahmet Hakan, Hürriyet yazarı olarak, bir fenomene dönüşmüştür. Bu gazete, “Türkiye, Türklerindir” gibi ayartıcı bir sloganla Türkiye'nin gazetesi olduğunu iddia ediyor ama yazarları arasında İslâmî duyarlıkları gelişkin tek bir yazar bile yok. Yazı yazdırdıkları bu türden kişileri ancak “sevimli bir sirk yaratığı”na dönüştürerek yazı yazdırıyorlar onlara. Ahmet Hakan'ı bu tür bir nitelemeden tenzih ederim. Ama varolan fenomeni başka türlü adlandırmakta zorlanıyorum. Bu fenomen'in sonu, tedirgin edici: “Topyekûn savaş” manşetleri atan, metamorfoz vurgunu yemiş bu tuhaf adamlar, bir süre tef çalıp oynattıktan, kendilerini yeterince “eğlendirdiklerine” ve “işleri bittiğine” karar verdikten sonra, “sevimli sirk yaratıkları”na dönüştürdükleri kişileri, kendi kaderlerine terk etmekte en küçük bir tereddüt bile duymayacaklardır.

Ahmet Hakan'a kendisine biçilen rolü fark ederek elinin tersiyle itmesini ve o birinci sınıf sunuculuk yeteneği üzerinde yoğunlaşmasını öneriyorum.

Kaynak Yeni Şafak  21/11/2006
Logged

fatma seyhan

{ Ülâ }
***

Puan : 94
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2.140



« Yanıtla #1 : 29 Kasım 2006, 07:58:58 »

Ahmet Hakan ın bu ters donusunu bende takıp edıyorum bı anlam verememıstım daha dogrusu hangı tarafta olduguna karar verememıstım ama yavas yavas bellı oluyor hangı medya tarafına gecerse onun tarafında sıyaset yapıyor yanı...
Logged

EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN


Namelerin yerine bugün sala sesi var,
Söyleyin aşıklara aşkın cenazesi var...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: